Kahramanmaraş‘ta 14 yaşındaki bir öğrencinin okulda düzenlediği silahlı saldırıda 9 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından anne ve babasının tutuklanması, ebeveynlerin çocuklarının işlediği suçlar nedeniyle hangi koşullarda cezai sorumluluk taşıyabileceği tartışmasını gündeme getirdi.
DW Türkçe’ye konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adem Sözüer’e göre, bu tür olaylarda kamuoyunda sıkça dile getirilen “çocuğun işlediği suç nedeniyle anne-baba cezalandırılıyor” algısı hukuken doğru değil. Sözüer, ceza hukukunun temel ilkelerinden birinin “ceza sorumluluğunun şahsiliği” olduğunu vurgulayarak, herkesin yalnızca kendi kasti veya taksirli davranışından sorumlu tutulabileceğini söyledi. Bu ilkenin hem Anayasa’da hem de Türk Ceza Kanunu‘nda açıkça düzenlendiğini belirtti.
“Kendi yükümlülük ihlalinden sorumlu tutulur”
Sözüer’e göre ebeveynler, çocukları suç işlediği için cezalandırılmaz; ancak o suç bağlamında kendilerine düşen yükümlülükleri kasten ya da taksirle ihlal etmişlerse sorumlu tutulabilir.
Bu nedenle ebeveynlere verilen cezanın, suça sürüklenen çocuğun işlediği suçun cezası değil; ebeveynin kendi yükümlülüğünü kasten veya taksirle ihlal etmesinin oluşturduğu suçun cezası olduğunu vurgulayan Sözüer, kamuoyunda bu ayrımın gözden kaçırıldığını söyledi.
Türk Ceza Kanunu’nda ebeveynlerin çocuklarının işlediği suçlar nedeniyle sorumlu tutulabileceği çeşitli ihtimaller öngörülüyor. Kusur yeteneği olmayan çocuğu suçun işlenmesinde araç olarak kullanan anne veya baba “dolaylı fail” sayılıyor. Çocuğunu, üst soy ilişkisinden doğan nüfuzunu kullanarak suça azmettiren ebeveynin cezası ise artırılıyor.
Silahı erişilebilir bırakmak taksir, hatta olası kast sayılabilir
Sözüer, ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları halinde taksirli sorumluluğun gündeme gelebileceğini belirtti.
Buna örnek olarak, evde ateşli silahı gerekli güvenlik önlemleri alınmadan bulunduran ve çocuğun bu silahla öldürme veya yaralamaya neden olabileceğini öngörmeyen ebeveynlerin sorumlu tutulabileceğini söyledi.

Ancak çocuğun tutum ve davranışlarından ateşli silahı başkalarına zarar verecek şekilde kullanabileceği öngörülebiliyorsa ve buna rağmen silahlar ortalıkta bırakılıyorsa, bunun yalnızca taksir değil; somut olayın özelliklerine göre “bilinçli taksir” veya bazı hallerde “olası kast” kapsamında değerlendirilebileceğini belirtti.
Bakım ve gözetim yükümlülüğü ayrıca suç olarak düzenleniyor
Ceza hukukçusu Sözüer, ebeveynlerin yalnızca genel dikkat ve özen yükümlülüğü değil, aile hukukundan doğan özel yükümlülükleri de bulunduğunu söyledi.
Türk Ceza Kanunu’nun 233’üncü maddesinin aile hukukundan doğan bakım, eğitim, öğretim veya destek olma yükümlülüğünün yerine getirilmemesini suç olarak düzenlediğini hatırlatan Sözüer, imkânı olmasına rağmen çocuğa ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeyen ebeveynler için hapis cezası öngörüldüğünü belirtti.
Türk Medeni Kanunu’nun 369’uncu maddesine göre de anne ve babanın çocuğunu, başkasına zarar vermemesi için koşullar elverdiğince dikkatli biçimde gözetim altında bulundurmakla yükümlü olduğunu vurguladı.
“Kasten engellemezse daha ağır suç gündeme gelir”
Sözüer’e göre ebeveyn, çocuğunun başka bir kişiyi öldürmek üzere olduğunu öğrenmesine rağmen, bunu önleme yükümlülüğü altında olduğu halde kasten hareketsiz kalırsa, Türk Ceza Kanunu’nun 83’üncü maddesinde düzenlenen “kasten ihmali davranışla öldürme” suçu gündeme gelebilir.
Bu durumda anne ve baba, Medeni Kanun’dan kaynaklanan gözetim yükümlülüğü nedeniyle “garantör” statüsünde kabul ediliyor.
Sözüer bu durumu örnekle anlattı: Futbol tutkunu bir çocuğun rakip takım oyuncusunu öldürmek için pusu kurduğunu gören ve fanatik taraftar olduğu için bunu bilerek engellemeyen baba, bu kapsamda sorumlu tutulabilir. Böyle bir durumda somut olayın özelliklerine göre 10 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası söz konusu olabilir.
Psikiyatrik tedavi ihmalinde hangi madde gündeme gelir?
Kahramanmaraş Başsavcılığı, annenin tutuklanmasına gerekçe olarak çocuğun psikiyatrik tedaviye ihtiyaç duyduğuna ilişkin önerilerin dikkate alınmamasını göstermişti.
Sözüer, çocuğun akıl veya ruh sağlığı sorunları varsa bu bağlamda ebeveynlerin ayrıca yükümlülükleri bulunduğunu söyledi.
Bu durumda öncelikle Türk Ceza Kanunu’nun 175’inci maddesinin gündeme gelebileceğini belirten Sözüer, bu maddenin “akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünü, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal eden kişilerin cezalandırılmasını” düzenlediğini hatırlattı.
Sözüer’e göre burada yalnızca tehlikenin doğmuş olması bile cezalandırma için yeterli. Ancak bu tehlike ölüm veya yaralamaya dönüşürse daha ağır suçlar gündeme gelebilir.
Örneğin ebeveyn, ruh sağlığı sorunları bulunan çocuğa ilişkin hekim önerilerini yerine getirmez, ayrıca bu çocuğun evdeki patlayıcı veya silahlara erişimini engellemez ve çocuk bu araçlarla başkalarına zarar verirse ebeveynin ceza sorumluluğu doğar.
“Avrupa’da hukuk benzer, fark koruma sistemlerinde”
Sözüer, Avrupa ülkelerinde özellikle Alman Ceza Kanunu’nda ebeveynlerin çocuklarının işlediği suçlar bağlamındaki ceza sorumluluğuna ilişkin düzenlemelerin Türk Ceza Kanunu ile büyük ölçüde paralel olduğunu söyledi.
Ancak temel farkın ceza hukukunda değil; çocuğun suça sürüklenmesinden önce devreye giren koruyucu mekanizmalarda ortaya çıktığını belirtti.
Türkiye’de çok sayıda suç işleyen çocukların çoğu zaman aileleriyle yaşamaya devam ettiğini söyleyen Sözüer, bir çocuğun 20-30 kez hırsızlık suçu işlemesi halinde bunun çok büyük ihtimalle çocuğun aile tarafından suça sürüklendiğine işaret ettiğini belirtti.
Bu durumda Türk Ceza Kanunu’na göre ailenin bu hırsızlık suçlarından sorumlu tutulabileceğini, ayrıca velayetin alınması ve çocuğun koruma altına alınmasının da gündeme gelmesi gerektiğini ifade etti.
Almanya örneğini veren Sözüer, aile bakım ve gözetim yükümlülüğünü ihmal ettiğinde gençlik koruma dairesinin çocuğu derhal korumaya aldığını söyledi.
“Temel sorun çocukların silaha kolay erişimi”
Sözüer’e göre ateşli silahla öldürme ve yaralama suçlarını işleyen çocuklarda temel neden, silahlara kolay erişim.

Bu durumun bilimsel araştırmalarla da ortaya konduğunu belirten Sözüer, ABD’deki çoklu öldürme olaylarını tipik örnek olarak gösterdi. Oxford Lisesi saldırısı davasında okulun uyarılarını dikkate almayan, çocuğa silah satın alan ve bunu sosyal medyada hediye olarak paylaşan ebeveynlerin “kasıtlı olmayan öldürme” suçundan mahkûm edildiğini hatırlattı. 2021 yılında ABD’nin Michigan eyaletindeki Oxford Lisesi’nde 15 yaşında bir öğrenci tarafından düzenlenen silahlı saldırıda dört kişi hayatını kaybetmiş, yedi kişi de yaralanmıştı.
Türkiye’de de yasal ve yasa dışı bireysel silahlanmanın ciddi sorun olduğunu belirten Sözüer, internette kısa bir taramada bile babasının silahıyla arkadaşını vuran, kardeşini yaralayan veya oynarken kendini vuran çocuk haberlerinin ne kadar sık görüldüğünün fark edileceğini söyledi.
“Yeni suç tiplerine ve ceza artırımlarına gerek yok”
Sözüer, Türkiye’de aileler için yeni suç tiplerine veya çocuklar için ceza artırımlarına ihtiyaç olmadığını savundu.
Sorunun mevcut hukuki düzenlemelerin yetersizliğinden değil, mevcut sistemin işletilmemesinden kaynaklandığını belirten Sözüer, çocukların silaha erişimi ya da suça sürüklenmesi aşamasında aile, okul ve ilgili kurumlarda hiçbir önleyici ve koruyucu mekanizmanın etkin biçimde devreye girmediğini söyledi.
Devletin ve toplumun kendi sorumluluğunu sorgulamak yerine çözümü ceza artırımlarında aradığını belirten Sözüer, “çok katmanlı suça sürüklenen çocuklar sorununu, etkisi çok kuşkulu oyun veya sosyal medya yasakları ya da cezaları artırarak çözmek istemektedir” dedi.
“Gazetecilerin tutuklandığı ortamda yeni suç tipleri riskli”
Adem Sözüer, mevcut hukuk mekanizmaları işletilmeden aileler için yeni suç tipleri yaratılması ya da çocuklar için cezaların artırılmasının, özellikle hukuk devleti standartlarının tartışmalı olduğu bir ortamda ek riskler doğuracağına işaret etti.
Çocukları koruma gerekçesiyle yeni suç tipleri yaratılmasının ya da cezaların artırılmasının demokratik haklar açısından risk taşıdığı uyarısında bulundu:
“Anayasa Mahkemesi kararlarının dahi uygulanmadığı, konuşulan bu sorunları haber yapan Alican Uludağ ve İsmail Arı gibi pek çok gazetecinin tutuklandığı koşullarda, çocukları koruma görüntülü sınırlamalar veya ya da yeni suç tipleri ile cezaların arttırılması, sonuçta anti demokratik uygulamalara gerekçe olmaktadır.”
“Çözüm hak temelli koruyucu yaklaşım”
Buna örnek olarak dezenformasyon suçunu gösteren Sözüer’e göre çözüm, yeni cezalar veya yasaklarda değil; hukuka dönüşte, hak temelli, önleyici, koruyucu ve toplumla yeniden bütünleştirici politikalarda yatıyor.
Bu değerlendirmeler, Kahramanmaraş’taki saldırı sonrası başlayan tartışmanın yalnızca ebeveynlerin cezai sorumluluğuyla sınırlı olmadığını; çocukların silaha erişimi, ruh sağlığı hizmetleri, koruyucu kamu mekanizmaları ve devletin yükümlülükleri ekseninde daha geniş bir yapısal tartışmayı da beraberinde getirdiğini gösteriyor.
Kahramanmaraş’ta ebeveynin tutuklanması: Hukuken sınır ne? yazısı ilk önce Nokta Kıbrıs üzerinde ortaya çıktı.





