Dünya Sağlık Örgütü verileri, Türkiye’de kızamık vakalarının yeniden yükseldiğini gösteriyor. Peki vakalardaki artışın nedeni aşı karşıtlığı mı, yoksa daha kapsamlı bir bağışıklama sorunu mu?
Türkiye’de 2023 yılında yükselişe geçen kızamık vakaları, kısa süreli bir düşüşün ardından bu yıl yeniden artış eğilimine girdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Temmuz 2026 itibarıyla güncellenen veriler, 2026’nın ilk beş ayında Türkiye’de bildirilen kızamık vakası sayısının 877’ye ulaştığını ortaya koydu. Bu tablo çocukluk çağı bağışıklama programlarının etkinliğini ve son yıllarda sıkça tartışılan aşı karşıtlığını yeniden gündeme taşıdı.
CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala da Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu yazılı soru önergesinde, DSÖ verilerine dikkat çekerek kızamık vakalarındaki artışın nedenlerinin açıklanmasını istedi. Pala, Sağlık Bakanlığının güncel aşı reddi verilerini ve bölgesel aşılama oranlarını kamuoyuyla paylaşmamasının salgının boyutunun değerlendirilmesini güçleştirdiğini belirterek artışın nedenleri ve alınan önlemlerin açıklanmasını talep etti.
DW Türkçe’ye konuşan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı, eski Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap da Türkiye’de aşı tereddüdünün arttığını gözlemlediklerini, söz konusu verilerin Sağlık Bakanlığının elinde olduğunu ancak kamuoyuyla ve sağlık çalışanlarıyla paylaşılmadığını ifade ediyor.
Aşılama oranlarında aşağı yönlü eğilim
DSÖ’nün sürveyans verilerine göre Türkiye’de 2022 yılında 127 olan kızamık vakası, 2023’te 5 bin 4’e yükseldi. Vaka sayısı 2024’te bin 523’e, 2025’te ise 219’a geriledi. Ancak 2026’nın yalnızca ilk beş ayında bildirilen vaka sayısı 877’ye ulaştı. Bu da geçen yılın tamamında kaydedilen vaka sayısının birkaç ay içinde önemli ölçüde aşılmış olduğunu gösteriyor.
Kızamık vakalarındaki değişim, Sağlık Bakanlığının bağışıklama verilerine de yansıdı. Sağlık İstatistikleri Yıllıkları’na göre kızamık, kızamıkçık ve kabakulak (KKK) aşısı kapsayıcılığı son dört yılda geriledi. 2021 yılında yüzde 96 olan kapsayıcılık oranı, 2022 ve 2023’te yüzde 95,2’ye düştü. 2024 yılında ise yüzde 94’e geriledi.
Prof. Dr. Alpay Azap, kızamığın toplumda yayılmasını önlemek için aşılama oranının en az yüzde 95 olması gerektiğini belirtiyor ve Türkiye’deki resmi kapsayıcılık oranının bu eşiğin altına indiğine dikkat çekiyor.

“Kızamık çok bilinen en bulaşıcı hastalıklardan birisidir. Ama tek rezervuarı insandır ve çok etkili (yüzde 98) bir aşısı vardır. Dolayısıyla bir toplumun en az yüzde 95’i kızamığa karşı aşılı (iki doz aşı gerekir) veya bağışıksa hastalık toplumda tek tek ve çok az sayıda görülür. Aşı kapsayıcılığı yüzde 95’in altına indiğinde kümeler halinde kızamık olguları görmeye başlarız. Çok bulaşıcı olduğu için aşı kapsayıcılığı azaldıkça da salgınlar yapar.”
İstanbul’da ikinci dozu olmayanlar yüzde 10’u geçti
Sağlık Bakanlığının 2024 Sağlık İstatistikleri Yıllığı, Türkiye ortalamasının tek başına tabloyu anlatmaya yetmediğini gösteriyor.
KKK aşı kapsayıcılığı Batı Marmara’da yüzde 98’e kadar çıkıyor, Batı Anadolu’da yüzde 90’a kadar geriliyor. İstanbul’da oran yüzde 92 olarak hesaplanırken Doğu Karadeniz, Orta Anadolu, Kuzeydoğu Anadolu ve Ortadoğu Anadolu bölgelerinde de Türkiye ortalamasının altında kalıyor.
Bu tablo, ulusal aşılama oranı yüksek görünse bile bazı bölgelerde bağışıklamanın daha düşük seviyelerde kaldığına işaret ediyor. Kızamık gibi son derece bulaşıcı hastalıklarda salgın riski de çoğu zaman ülke ortalamasından değil, aşılama oranının düşük olduğu bölgelerden ve kümelerden kaynaklanıyor.
“Bakanlığın resmi verilerine göre yüzde 94 kapsayıcılık yetersizdir ve nitekim vakalar görülüyor” diyen Azap, bu oranın da soru işaretleri barındırdığını ifade ediyor. Yüzde 94’lük kapsayıcılık oranının Türkiye genelini yansıttığını ve bölgesel farklılıkları gizlediğini söyleyen Azap, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da uzun yıllardır tüm çocukluk çağı aşılarında kapsayıcılığın ülke ortalamasının altında seyrettiğini aktarıyor. DSÖ’nün Türkiye’nin bildirdiği kapsayıcılık verilerini orta güvenilirlik düzeyinde değerlendirdiğini hatırlatan Azap, “Bunları birlikte düşününce kızamık vakalarının artması kaçınılmaz” diyor.
Azap, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Aile Hekimi Dr. Emrah Kırımlı’nın paylaştığı bilgilere göre bugünlerde İstanbul’da ikinci doz kızamık aşısı yapılamayan bebeklerin oranının yüzde 10’un üzerine çıktığını da aktarıyor. “Vaka sayılarındaki artış da aşılanmanın yetersiz olduğunun güçlü bir kanıtı” diyor.
Aşı karşıtlığı bu tablonun neresinde?
Kızamık vakalarındaki artış, kamuoyunda ilk olarak aşı karşıtlığı tartışmasını gündeme getiriyor. Ancak mevcut veriler, vakalardaki yükselişi yalnızca aşı reddiyle açıklamaya yetmiyor. Sağlık Bakanlığı ise uzun süredir aşı reddi ve aşı tereddüdüne ilişkin güncel istatistik yayımlamıyor.
DSÖ Türkiye için son 12 aya ilişkin il veya bölge düzeyinde alt ulusal (subnational) veriler ile yaş gruplarına göre vaka dağılımı verisinin bulunmadığını not ediyor. Bu nedenle aşı reddinin son yıllardaki seyri, vakaların hangi yaş gruplarında yoğunlaştığı ya da ülkenin hangi bölgelerinde kümelendiği bağımsız olarak değerlendirilemiyor.
Azap, kızamık vakalarındaki artışın temel nedeninin aşı kapsayıcılığındaki düşüş olduğunu belirtiyor. Aşı kapsayıcılığının gerilemesinin ise tek bir nedene bağlanamayacağını söyleyen Azap, Sağlık Bakanlığının bu konuda kararlı bir mücadele yürütmediğini, aşıların güvenli ve gerekli olduğuna ilişkin yeterince güçlü mesajlar vermediğini ifade ediyor.
“Bakanlık sezaryenle uğraştığı kadar aşı tereddüdünü gidermek için uğraşmıyor. Aileleri ikna etmek sadece hekimlere düşüyor” diyor.
Azap, aile sağlığı merkezlerinin hem fiziki koşullar hem de sağlık çalışanı sayısı bakımından yetersiz olduğunu, ağır iş yükü altındaki aile hekimlerinin aileleri bilgilendirmeye yeterince zaman ayıramadığını belirtiyor. Zaman zaman yaşanan aşı tedarik sorunlarının da bu tabloyu ağırlaştırdığını söylüyor.
Aşılama ve vaka verilerinin anlık ve şeffaf biçimde paylaşılmamasının gözden kaçan önemli etkenlerden biri olduğunu ifade eden Azap, bunun farkındalığı azalttığını, sağlık çalışanlarının çalışma şevkini de kırdığını belirtiyor.
“Aşılara yönelik güvensizlik yaratıyor”
Azap, açık biçimde aşı karşıtlığı yapan kesimin çok yaygın olmadığını ancak etkisinin büyük olduğunu söylüyor. Bu söylemlerin aşılara yönelik güvensizlik yaratarak aşı tereddüdünü artırdığını belirten Azap, hem aşı karşıtlığının hem de aşı tereddüdünün boyutunun ortaya konulabilmesi için Sağlık Bakanlığının elindeki verileri kamuoyuyla paylaşması gerektiğini ifade ediyor.
Pandemi öncesinde çocuğuna aşı yaptırmak istemeyen aile sayısının her yıl yaklaşık iki kat arttığını hatırlatan Azap, Bakanlığın pandemi sonrasında bu verileri açıklamadığına dikkat çekiyor. Bu nedenle mevcut tabloya ilişkin kesin rakam veremeyeceğini belirten Azap, “Meslektaşlarımızla yaptığımız paylaşımlardan ve kendi deneyimlerimizden gördüğümüz kadarıyla aşı tereddüdü artıyor. Çocuğuna aşıları yaptırmak istemeyen aile sayısı giderek artıyor… Aile hekimi arkadaşlarımızın anlattığına baktığımızda durum gerçekten endişe verici” diyor.

Azap’a göre salgın riskinin doğru değerlendirilebilmesi için tespit edilen kanıtlanmış veya şüpheli vaka verilerinin aylık olarak il bazında paylaşılması gerekiyor. Ayrıca her bir çocukluk çağı aşısında kapsayıcılık oranlarının, aşılanmayan çocukların ne kadarına aşı reddi nedeniyle, ne kadarına başka nedenlerle ulaşılamadığının en azından sağlık çalışanlarıyla düzenli olarak paylaşılmasının önemine dikkat çekiyor. “Bu sayıları bilmeden çalışmak bulanık suda balık avlamaya benziyor ve arkadaşlarımız için hem verimsiz hem de şevk kırıcı oluyor” diyor.
Kızamık tek risk değil: Boğmacadan ölümler oldu
Azap, çocukluk çağı aşılarını zorunlu hale getirecek yasal düzenlemenin de yıllardır yapılmadığına dikkat çekiyor. “Anayasa Mahkemesi’nin çocukluk çağı aşılarının zorunlu olması için yasal düzenleme yapılması gerekir kararının üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen toplum sağlığını tehdit eden ve pek çok ülkede bu nedenle zorunlu olan çocukluk çağı aşılarının bizde de zorunlu olmasına dair bir yasa hala hazırlanmadı” diyor.
Kızamığın tek risk olmadığını vurgulayan Azap, DSÖ verilerine göre 2024 yılında Türkiye’de 584 boğmaca vakasının görüldüğünü ve 11 bebeğin yaşamını yitirdiğini hatırlatıyor. “Bu çağda boğmacadan bebek ölümü asla kabul edilemez” diyen Azap, aşıların yalnızca aşılanan bireyi değil tüm toplumu koruduğunu belirterek aşı kapsayıcılığını artırmanın hükümetlerin en temel halk sağlığı sorumluluklarından biri olduğunu vurguluyor. Bilimsel verilere dayanan, tüm paydaşların katıldığı, sürekli ve tutarlı bağışıklama politikalarının geliştirilmesi çağrısında bulunuyor.
Sağlık Bakanlığından yanıt gelmedi
DW Türkçe, haber kapsamında Sağlık Bakanlığına kızamık vakalarındaki artışın nedenleri, 2024 itibarıyla KKK aşı kapsayıcılığının yüzde 94’e gerilemesinin salgın riski açısından nasıl değerlendirildiği, güncel aşı reddi ve aşı tereddüdü verileri, il ve ilçe bazında aşılama oranları ile kızamık vaka sayılarının neden kamuoyuyla paylaşılmadığı, DSÖ verileriyle Sağlık Bakanlığı kayıtları arasındaki farklılıklar ve 2025-2026 döneminde yürütülen ek bağışıklama programlarına ilişkin sorular yöneltti. Haber yayına hazırlanırken Bakanlıktan yanıt gelmedi.
Kızamık vakaları yeniden artıyor: Sebep aşı karşıtlığı mı? yazısı ilk önce Nokta Kıbrıs üzerinde ortaya çıktı.






