Yıllar evvel Lefkoşa’da, koruma altına alınacak binaların belirlenmesi için bir envanter çalışması yapılmıştı. Listenin Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla koruma uygulaması başlayacaktı.
Ancak liste, etkin bazı kişilere önceden sızdırıldı. Bazı binalar, karar yürürlüğe girmeden, akşamdan sabaha yerle bir edildi.
Tarihi koruyacak çalışma, tarihin ortadan kaldırılmasının habercisi oldu.
Bu örneği neden hatırlatıyorum? Çünkü koruma, yalnızca bir liste hazırlamakla, bir karar almakla gerçekleşmez. Zamanında önlem, tutarlı uygulama ve güven veren yönetim gerekir.
***
Kuzey Kıbrıs, eski eserler bakımından zengin bir coğrafyadır. Bu zenginliğin sağlıklı envanteri çıkarılmalı, korunması gerekenler, bilimsel ve evrensel ölçütlerle belirlenmelidir.
Her eski yapıyı aynı değerde görmek de tarihî değeri görmezden gelmek de yanlıştır. Bilimsel gerekçesi anlatılmayan, sınırları belirsiz koruma kararları, toplumda işgüzarlık olarak algılanabilir.
Taşınabilir eserleri müzelerde sergilersiniz.
Antik yerleşimleri, yapı kalıntılarını, tarihî mekânları söküp müzeye götüremezsiniz.
Buraları insanın yaklaşamadığı, gündelik hayatın bütünüyle dışında kalan alanlara dönüştürmek de her yerde uygulanabilir değildir.
İtalya’yı düşününüz. Çizmenin kuzeyinden güneyine, tarihin izleriyle karşılaşırsınız. Tarihî dokunun bulunduğu her yer günlük yaşamdan çıkarılsaydı, insanların yaşayacağı alan herhalde çok daralırdı.
Mesele, tarih ile hayatın hangi koşullarda yan yana var olacağını belirlemektir.
***
Bizde bu konuda istikrarlı bir politika bulunduğunu söylemek kolay mı?
Kurallar baştan açıkça konulmaz, denetim zamanında yapılmazsa, yıllar sonra verilen kararlarla insanların yatırımları yıkım noktasına gelebilir.
Bir yerde yıllarca göz yumulan uygulamanın başka yerde yasaklanması, kararın gerekçesi doğru olsa bile, eşitlik bakımından sorgulanır. Başkasının yanlışına göz yumulması, kimseye yanlış yapma hakkı vermez.
Ama devletin herkese aynı ölçüyü uygulama sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz.
***

Dipkarpaz’da, Ayfilon’da yaşanan yıkım sürecine bu gözle bakıyorum. İşletmecilerin duygu ve düşüncelerini sordum. Anlattıklarının merkezinde otuz yıllık emek var.
Karpaz’da doğduklarını, imkânlarla geç tanıştıklarını, hayvancılık yaptıklarını, Girne’de restoranlarda çalışarak turizmi öğrendiklerini söylüyorlar. Sonra ellerindekini kendi bölgelerine yatırmışlar.
İzinlerini aldıklarını, bugün ise yılların emeğinin bir kararla silindiğini ifade ediyorlar.
Terasla ilgili itirazlarını vurguluyorlar:
“Burası 1974 öncesinde de restoran ve taverna olarak kullanılıyordu. Yıktığımız teras o zaman da vardı. Millî Arşiv’den aldığımız fotoğraflarla bunu gösterdik. Buna rağmen bize, ‘Fotoğrafta üzeri şinya ve palmiyeyle örtülüydü, siz lambri çaktınız’ denildi.”
Ardından soruyorlar:
“O günün insanları, ellerindeki imkânları kullandı. Bugünkü malzemelere ulaşabilselerdi neyi tercih ederlerdi? Biz de bugünün imkânlarıyla temiz, güzel bir teras yaptık. Yıllar sonra yıkmak zorunda bırakıldık.”
Birinci derece arkeolojik sit alanı gerekçesiyle altı ahşap bungalovu, personel odalarını ve elektrik odasını kaldırdıklarını da anlatıyorlar.
Bunlar işletmecilerin anlatımıdır. İzinlerin kapsamını, koruma kararlarını ve yapılan değişiklikleri belgeleriyle değerlendirmek gerekir. Yetkili kurulun açıklaması da aynı açıklıkla kamuoyuna sunulmalıdır.
Fotoğraflar hangi yapının geçmişte bulunduğunu gösteriyor? Verilen izinler neleri kapsıyordu? Sonradan yapılan müdahaleler tarihî dokuya nasıl zarar verdi? Daha sınırlı bir düzenlemeyle koruma sağlanabilir miydi? Bu soruların yanıtı, hem işletmecilerin itirazını hem kurulun kararını değerlendirmemizi sağlar. Kararın dayandığı bilgi ortaya konulmadan, yalnızca tarafların öfkesi üzerinden hüküm kurmak doğru olmaz. Kamu yönetimi, kendi gecikmesinin ve geçmişte verdiği izinlerin sorumluluğunu da açıklamalıdır. Vatandaşın güveni bunu gerektirir.
***
Tarihî miras hepimizindir. Onu korumak zorundayız.
O bölgede yaşayan, çalışan, alın teri döken insanların hakkını dinlemek de aynı kamusal sorumluluğun parçasıdır.
Koruma kararının gücü, gerekçesinin açıklığında ve uygulamasının eşitliğinde görülür. Devlet, yıllarca neye izin verdiğini, neyi denetlemediğini, neye göz yumduğunu ve bugün neden yıkım istediğini anlatmalıdır.
Tarihi korurken adalete duyulan güveni de korumalıyız.
TARİHİ KORURKEN, ADALETİ DE KORUMALIYIZ… yazısı ilk önce Nokta Kıbrıs üzerinde ortaya çıktı.






