Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, önceki akşam geldiği Kıbrıs’ta dün diplomasi açısından dolu dolu bir gün geçirdi. İki liderle ayrı ayrı görüştü, temaslarda bulundu, mesajlar verdi, dinledi, not aldı. Akşam da iki liderle kendi ev sahipliğinde yemekte buluştu.
Peki, dünkü görüşme trafiğinde sürpriz var mıydı?
Bana göre yoktu.
Kıbrıs sorununu yıllardır takip eden biri için yaşananların büyük bölümü beklenen gelişmelerdi. Çünkü bu adada söylenen sözlerden çok, söylenmeyenler; verilenmesajlardan çok, verilen görüntüler önem taşır.
Ben hiçbir zaman sadece güneye bakıp suçlu arayan bir gazeteci olmadım. Bugün de değilim, yarın da olmayacağım. Kıbrıs sorunu iki tarafın da geçmişte yaptığı yanlışlarla bugüne geldi. Bunu inkâr etmek, gerçeği inkâr etmektir.
***
Ancak… Barış fırsatı kapımıza kadar gelirse, o kapıyı kim kapatırsa ya da açılmasına kim engel olursa, ben onu sadece bir tarafın değil, bütün Kıbrıs’ın çıkarlarına zarar veren kişi olarak görürüm.
Geçmişte bunu söylemekten hiç çekinmedim.
Rahmetli Rauf Denktaş’ı, masayı devirdiği için değil, bazı dönemlerde sürecin ilerlemesine yeterince katkı koymadığını düşündüğüm için eleştirdim. Bunu yıllar önce söyledim, bugün de aynı noktadayım.
Ama aynı açıklıkla şunu da söylemek zorundayım.
Kıbrıs sorununda tarihi fırsatların kaçırılmasında en büyük sorumluluk Rum tarafına ve görevde bulunan Rum liderlerine aittir.
***
Annan Planı referandumunu unutmadık.
Dönemin Rum lideri Tasos Papadopoulos’un televizyon ekranlarında gözyaşları içinde Rum halkını “hayır” demeye çağırdığı görüntüler hâlâ hafızalarda. Yüzde 75’i aşan “hayır” oyunda yalnızca Papadopoulos’un değil, Rum siyasetinin neredeyse tamamının payı vardı.
DİSİ’nin “evet” tavrının da ne kadar samimi olduğu daha sonraki gelişmelerle ortaya çıktı. Nikos Anastasiadis’in özellikle kritik eşiklerde sergilediği tutum, çözüm iradesinin söylemde kaldığını gösterdi.
Crans-Montana’da ise masanın devrilmesinde bugünkü Rum lider Nikos Hristodulidis’in oynadığı rol artık uluslararası diplomasi çevrelerinde de konuşulan bir gerçek haline geldi.
***
Dünkü temasların ardından ortaya çıkan tablo da çok farklı değildi.
Sızdırılan bilgilerden çok, kamuoyuna yansıyan görüntüler dikkat çekiciydi.
Bazen tek bir fotoğraf, saatler süren açıklamalardan daha fazla şey anlatır.
Sayın Tufan Erhürman’ın duruşuna baktığınızda sakin, kontrollü ve müzakereyi önemseyen bir devlet adamı profili görüyorsunuz.
Sayın Hristodulidis’in görüntülerine baktığınızda ise farklı bir ruh hali hissediliyor.
Özellikle Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Rum Başkanlık Sarayı’ndan ayrıldığı sırada Hristodulidis’in iki eli cebinde sergilediği beden dili, bana göre yalnızca bir duruş değildi; psikolojik bir mesajdı. Diplomasi bazen kelimelerle değil, beden diliyle konuşur.
***
Guterres’in 47 kelimelik dünün özetiydi…
“Dayanışmamı ifade etmek, Kıbrıslılarla ve aynı zamanda garantör ülkelerle birlikte bir çözüm bulunmasına katkı sağlama yönündeki kararlılığımı ortaya koymak için buradayım. Aynı zamanda, Güven Yaratıcı Önlemlerin her iki tarafın halklarının yararına olacak şekilde ilerleyip ilerlemediğini görmek istiyorum.
İki toplumun liderleriyle oldukça yapıcı iki görüşme gerçekleştirdim, teşekkür ederim.”
***
Bugün ise kritik 2+1 görüşme yapılacak.
Elbette gönlüm, beklentilerin ötesine geçen cesur kararların alınmasından yana. Bu adada çözüm isteyen insanların yüzünü güldürecek, geleceğe umutla bakmalarını sağlayacak gelişmelerin yaşanmasını bütün samimiyetimle isterim.
Beklentim yüksek mi?
Keşke “evet” diyebilseydim.
Ama Kıbrıs’ta yılların öğrettiği en önemli gerçek şudur:
Umut hiçbir zaman kaybedilmemelidir.
Fakat umut, gerçeklerden koparıldığı anda hayale dönüşür.
Ben bugün de umudumu koruyorum.
Ancak o umudu gerçek yapacak anahtarın hangi cebinde olduğunu da görmezden gelmiyorum.
Umut, gerçeklerden koparıldığı anda hayale dönüşür… yazısı ilk önce Nokta Kıbrıs üzerinde ortaya çıktı.






